|
Önsöz
Teslis inancını kabul etmeyen bir kilisede
tanıştım Thomasla. Özgür Düşünürler namıyla
kurdukları bir grubun başını çekiyordu. Grup üyeleri
her hafta perşembe akşamı bir araya gelip dinî, bilimsel
ve felsefî konularda düşünce egzersizleri yapıyorlardı.
O güne kadar tanıdığım kilise müdavimlerinden hayli
farklıydılar.
Çünkü Hıristiyanların
büyük bir çoğunluğu, teslis gibi akla aykırı olan
inançları sorgulamadan kabul ediyordu. Daha da ötesi, akıl ve
inancı iki ayrı şey olarak algılıyorlardı.
Örneğin, teslisin mantığını sorgulayanlara,
Biz iman ederiz; ancak aklımızla hikmetini idrak edemeyiz
derlerdi.
Özgür Düşünürler
ise akla aykırı bulduğu hiçbir şeyi kabul etmeyen ve
düşünmeyi en büyük fazilet olarak gören bir gruptu. Hemen hepsi
kendisini ateist veya agnostik olarak tanımlıyordu. Hıristiyanlıktan
gelmişler; ancak akla aykırı gördükleri Hıristiyanlık
inancını terk etmişlerdi.
İnsanları düşünmekten
alıkoymak için her türlü oyuncaklar icat eden bir diyarda, halen düşünenlerin
olduğunu öğrenmem beni sevindirmişti. Çok geçmeden,
Özgür Düşünürlerin haftalık toplantılarına
katılmaya başladım.
Özgür Düşünürleri,
Kuranın yüksek hakikatleri üzerine düşünmeye davet
ettiğimde büyük tepkiler aldım. Katıldığım
ilk toplantıda grubun lideri olan Thomasla Allahın varlığı
konusunda, çok heyecanlı bir tartışma yapmıştık.
Önce kuşkuyla yaklaştılar bana. Sonra kuşku, yerini
meraka bıraktı. Bitmeyen sorular geldi ardı sıra.
Umumi istek üzerine, Allahın varlığının
delilleriyle ilgili bir sunum yaptım grup üyelerine. Her şey
ondan sonra başladı.
Thomas, anlattıklarımdan büyük bir rahatsızlık
duymuştu. Varlığının gayesi yaptığı
inkar düşüncesinin esassız ve gayr-ı makul olduğunu
anlatmıştım. İnançlarını temelde sarsacak
şeyler söylemiştim. Buna sessiz kalması düşünülemezdi.
|