Giriş
 

Hem Avrupa’da hem de ABD’de, 11 Eylül’den sonra, İslam’a büyük bir yöneliş oldu. Kimi uzmanlara göre İslam’a girenlerin sayısı iki veya üç katına çıktı. Bu konuda bazı gazete ve ajansların haber başlıklarına bakmak yeterli:

  • 11 Eylül’den Önce ve Sonra Binlerce Amerikalı İslam’ı Tercih Etti (New York Times, 22 Ekim 2001)

  • 11 Eylül’den Sonra ABD’de İslam’a Girenlerin Sayısında Büyük Patlama (Middle East Media and Research İnstitute, 16 Kasım 2001)

  • 11 Eylül’den Sonra İslam’a Büyük İlgi Var (The Observer, 1 Eylül 2002)

  • Hıristiyanlıktan İslam’a Giden Bir İnanç Serüveni (Chicago Tribune, 24 Nisan 2004)

  • 11 Eylül’den Sonra Merak Ettiği İçin İslam’ı Araştıran Çok Sayıda İspanyol Asıllı Amerikalı Müslüman Oldu (San Antonio Express, 25 Ocak 2005)

  • İspanyol Asıllı Amerikalı Kadınlar İslam’da Kendileri İçin Bir Yer Buluyor (NBC News, 30 Eylül 2005)

  • Artan Sayıdan İspanyol Asıllı Amerikalı İslam’ı Tercih Ediyor (Christian Science Monitor, 18 Eylül 2006)

  •  11 Eylül’den Sonra İslam Amerika’daki Siyahlar Arasında Hızla Büyüyor (Reuters Haber Ajansı, 25 Şubat 2007)

11 Eylül’ün İslam’ın Yükselişine Etkisi

Yukarıdaki haberlerden hareketle 11 Eylül İslam için hayırlı oldu diyebilir miyiz? 11 Eylül sonrasında Amerikalıların tepkilerini, yaşadıklarım, gözlemlediklerim ve medyadan takip ettiklerimden anlamaya çalışan biri olarak bu soruya “evet” diye cevap vermenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Daha doğrusu, 11 Eylül’ün hemen akabinde, 11 Eylül’ün et­kisiyle ilgili kanaatimi soran dostlarıma, İslam’a çok büyük darbe vurulduğunu ve 50 yıllık çalışmayla ancak 11 Eylül öncesine gelinebileceğini ifade etmiştim. Sevinerek söyleyeyim ki, yanılmışım öngörümde. 11 Eylül’den sonra İslam’ın yükselişinde bir duraklama veya gerilemenin aksine, bir sıçrama yaşandı. Bu sevindirici gelişme nasıl gerçekleşmişti? Birçok insanın merak ettiği bu sorunun tam cevabını bu kitabın satırları arasında bulacaksınız.

Öncelikle şunu ifade edeyim ki, 11 Eylül cinayetini Müslüman olduğunu iddia eden caniler yaptı diye İslam’ı tercih eden olmadı ve olamaz. Senaryoyu değiştirip kendimize şu soruyu sorduğumuzda 11 Eylül’ün İslam’a etkisini daha iyi anlarız: Hıristiyan dinine mensup olduğunu iddia eden bazı caniler Kocatepe Camii’ne veya Kâbe-i Muazzama’ya bir Cuma günü böyle bir saldırı düzenleseydi, hiçbir Müslüman dinini bırakıp Hıristiyan olur muydu?

Elbette hayır! Hatta denilebilir ki, misyonerlerin kandırmasıyla Hıristiyan olan çok az sayıda cahil insanlar bile Hıristiyanlıktan çıkıp eski dinlerine tekrar geri dönerdi. Aynı mantıkla, rahatlıkla diyebiliriz ki, 11 Eylül vahşeti, bir tek kişinin bile Müslüman olmasına vesile olmadı. Aksine, henüz yeni Müslüman olmuş bazılarının dinlerini terk etmesine ve Müslüman olma potansiyeli olan birçok kişinin de düşüncelerini değiştirmesine sebep olmuştur.

ABD’nin en itibarlı araştırma kuruluşlarından biri olan Pew Research Center tarafından yapılan anketlere göre, 11 Ey­lül’den sonra İslam hakkında müspet düşünenlerin sayısında çok büyük bir düşüş yaşandı.[1]

Aynı araştırma kuruluşu 11 Eylül cinayetinden iki sene sonra Amerikalılara “İslam şiddeti destekleyen bir din mi?” diye sorduğunda, sadece yüzde 41’i “hayır” diye cevapladı. Temmuz 2005’te bile aynı soruya insanların yarısından fazlası “evet” veya “bilmiyorum (nazikçe evet demektir)” diye cevap verdi.[2] Demek ki, Amerikalıların yarısından fazlası 11 Eylül cinayetinden İslam’ı sorumlu tutuyor. İslam’ın şiddet ve terörü beslediğini düşünüyor.

 Tablo: İslam şiddeti destekliyor mu?

 

Evet

Hayır

Bilmiyorum

Temmuz 2003

% 44

% 41

% 15

Temmuz 2005

% 36

% 47

% 17

                        (Kaynak: Pew Araştırma Merkezinin Anket Sonuçları, Temmuz 2005)

 

11 Eylül’e Rağmen Neden İslam Yükseliyor?

11 Eylül’e rağmen başta Avrupa ve Amerika’da olmak üzere, dünyanın her tarafında İslam’a büyük bir yöneliş olması kısaca birkaç etkenle açıklanabilir:

Birincisi, önyargıdan, tembellikten veya meşguliyetten dolayı, içinde yaşadığı gayr-i müslim toplum içinde bir nevi münzevi gibi yaşayan Müslümanlar, 11 Eylül’den sonra topluma açılıp kendilerini ve dinlerini anlatma ihtiyacı hiss­ettiler. 11 Eylül öncesinde gayr-i müslimlere karşı katı tu­tum takınanlar, tavırlarını yumuşatıp diyalog arayışına girdiler. Her tarafta gayr-i müslimlere yönelik birçok etkinlikler düzenlendi. Camilerin kapıları herkese açıldı. Müslümanlar, İslam’ın barış ve hoşgörü dini olduğunu yerel halka hem halleriyle hem de sözleriyle anlatmak için uğraştılar. Bu faaliyetlerin meyvesi olarak birçok insan İslam’ı tanıdı ve kendine bir hayat yolu olarak seçti.

İkincisi, 11 Eylül vahşetini akıllarına sığdıramayanlar, İslam’ın nasıl böyle bir şeye cevaz verdiğini merak ettiler. Müslüman olmak için değil, İslam’ın ne kadar cani bir din olduğunu öğrenmek için araştırmalar yaptılar. Hiç unutmuyorum, 11 Eylül’den birkaç hafta sonra, bir üniversite hocasıyla konuşuyordum. Şöyle demişti bana: “Uçak kaçırıp Dünya Ticaret Merkezi’ne saldıran teröristlere bu vahşeti İslam’ın telkin ettiğini medya söylüyor. Çok merak ettim. İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’ı alıp okudum. Hayret ettim. Her bir surenin başında Allah kendini Rahman ve Rahim olarak tanıtıyor. Doğrusu, merakımı gidermek için Kur’an’ı okumaya karar vermiştim. Aksine, şimdi daha çok merak ediyorum; Kur’an’ı okuyan birinin nasıl böyle bir canavarlığı yapacağını anlayamıyorum.”

Bu dostum gibi, birçok Amerikalı 11 Eylül’den sonra, İslam’ın nasıl bir din olduğunu merak edip internet, kitaplar ve Müslümanlardan bilgi edinmeye çalıştılar. Bu arayış sürecinde, doğru kaynaklara ve İslam’ı doğru temsil edenlere denk gelenlerden önyargısını aşanlar Müslüman oldular.

Üçüncüsü, 11 Eylül’den sonra kapitalist yayınevleri ve medya, İslam’la ilgili birçok eser çıkartarak piyasanın talebine cevap verdiler. Gerçi bu eserlerin sadece yüzde 10-15’i tarafsız olarak İslam’ı anlatıyor. Birçoğu, İslam hakkındaki yanlış önyargıları daha da pekiştiriyor. İslam’ın terörü telkin eden bir din olduğunu ve insanlığın barışını tehdit ettiğini iddia ediyor.

Eskiden beri piyasada İslam aleyhinde yazılmış birçok kitap vardı. İslam’ı doğru anlatan eserler ise bir elin parmaklarını geçmiyordu. Oysa 11 Eylül’den sonra, İslam’ı tarafsız bir gözle anlatan onlarca kitap ve belgesel yayınlandı. Örneğin, Penguin Yayınları’nın çıkardığı Kur’an mealinin satışı 15 kat arttı. Kur’an mealleri ABD ve Amerika’da “en çok satanlar” listesine girdi. ABD’nin en çok izlenen ve en etkin televizyon kanalı PBS, İslam’ı “İman İmparatorluğu” ve Peygamberimizi (a.s.m.) de “Bir Peygamber’in Mirası” isimli taraf­sız belgesel filmlerle anlattı.

Dördüncüsü, ABD yakın tarihinde zencilere ve Japonlara yapılan haksız muameleleri unutmayan insaflı bazı aydınlar, 11 Eylül’den sonra, Müslümanlara karşı aynı hataların tekrar edilmemesi için azami gayret gösterdiler. Hem medya yoluyla hem de Müslümanlara bizzat ulaşarak, birkaç caninin yüzünden herkesin sorumlu tutulamayacağını ifade ettiler. Kiliselerine Müslüman konuşmacılar davet edip İslam hakkında bilgisiz olan halkı aydınlatmaya vesile oldular.

Kısacası, geçmişte zencilerin ve Japonların haklarını kazanmak için yaptığı çetin mücadeleden günümüz Müslümanları da istifade ettiler. Denilebilir ki, eğer onların mücadelesi olmasaydı, 11 Eylül’den sonra ABD’de bir tek Müslüman’ın bile yaşamasına müsaade edilmezdi. Oysa tarihî hatalarından ders alan çoğu Amerikalı, 11 Eylül’den sonra, umu­­­miyetle Müslümanların hak­­larını koruyup onların yanlarında yer aldılar.

Beşincisi, Afrika asıllı Amerikalılar ve İspanyol asıllı Amerikalılar arasında 11 Eylül sonrasında İslam’ın yükselişi, onların devlete ve medyaya itimat etmemelerinden kaynaklanıyor. Önyargı ve ayrımcılığın kurbanı olan bu kesim, Müslümanları, tarihi düşmanları olan beyaz Avrupalıların yeni kurbanı olarak gördüklerinden, İslam’a sempatiyle bakıyorlar. Mağdur gördükleri Müslümanların yanında yer alıyorlar. Her sene on binlercesi doğru İslam’ı öğrendiklerinde Müslüman oluyorlar. Hıristiyanların çıkardıkları bir gazetenin haberine göre, İspanyol asıllı Amerikalılardan, 11 Eylül sonrasında İslam’ı seçenlerin sayısı yüzde 30 artarak iki yüz bine ulaştı.[3]

İki milyonun üzerindeki mensubuyla İslam siyahlar arasında da inanılmaz bir hızla büyümeye devam ediyor. Siyahların İslam’ı tercihlerinin iki önemli nedeni daha var. Birincisi, tarihlerini öğrenen birçokları için İslam’a dönmek atalarının dinine dönmektir. Nitekim tarihi araştırmalar, köle olarak getirilen Afrikalıların büyük çoğunluğunun Müslüman olduğunu ve zorla Hıristiyan yapıldığını gösteriyor. İkincisi, kanun önünde eşit haklara sahip olmalarına rağmen, kendilerine karşı yapılan ikinci sınıf insan muamelesine karşılık, İslam’ın herkese birinci sınıf insan muamelesi yaptığını öğrenen siyahlar, fıtri olarak kendilerini İslam’a yakın görüyorlar.

Altıncısı, İslam 11 Eylül öncesinde de Amerika’da en hızlı bü­yüyen din payesine sahipti. Çünkü ruhu ölmüş Hıristiyanlık ve parayı tanrı yapan kapitalizm, Amerikalıların manevi ihtiyaçlarına cevap veremiyor. Maddi bolluk içinde büyük bir manevi kıtlık yaşayan insanlar, kalp ve ruhlarına hitap eden her türlü gıdayı bulunduran İslam’ın semavi sofrasına koşuyorlar. Medya bu sofradaki yiyecekleri zehirli göstererek birçoğunu sofradan istifade etmekten alıkoymasına rağ­men, dost bildikleri Müslümanlar vasıtasıyla sofradaki lezzetlerin tadını alanlar, hem büyük bir iştahla gıdalanmaya çalışıyorlar, hem de dostlarına ulaşıp onları da bu manevi ziyafete davet ediyorlar.

Kısacası, İslam, 11 Eylül öncesinde dünyanın en hızlı büyüyen dini unvanını almıştı. 11 Eylül İslam’ın yükselişine büyük bir darbe vurdu. Doğrusu, yükselen İslam güneşine mani olmak için 11 Eylül vahşetinden daha etkin bir şey tahayyül edemiyorum. Her şeye kudreti yeten Allah, İslam için şer olan bu hadiseyi beklenmedik bir tarzda hayra dönüştürdü. Müslümanların artan şevk ve gayretiyle, İslam güneşi şimdi her zamankinden daha parlak bir şekilde Avrupa ve Amerika semalarında yükseliyor.

 

Avuç İçi Kadar Küçülen Dünyada Büyüyen İslam

Bir buçuk milyara yakın mensubuyla İslam, sadece Amerika’da değil, dünyanın dört bir yanında büyümeye devam ediyor. Dünyada 55 ülkenin vatandaşlarının büyük çoğunluğu Müslümanlardan oluşuyor.

Batıda bir asır öncesine kadar neredeyse tek bir Müslüman bile bulunmazken, günümüzde 25 milyonun üzerinde bir sayıya ulaşılmış. Birçok Avrupa ülkesinde ve Amerika’da, İslam, mensubu en çok olan ikinci din konumuna yükselmiş. Araştırmalara göre, her sene yüz binlerce insan İslam’ı tercih ediyor.

Dünya müthiş bir değişim ve dönüşüm yaşıyor. İletişim ve bilişim teknolojisindeki baş döndürücü gelişmeler dünyayı bir köy haline getirdi. Hatta köy bile büyük kalıyor! Bir zamanlar ucunu bucağını bilemediğimiz dünya, şimdilerde bir bilgisayar ekranına sığacak kadar küçüldü. Bilgisayar ekranı ise, avu­cumuza girecek kadar ufaldı. Avuç içi kadar küçük bir dünyada yaşıyoruz. Dünyanın öbür ucundaki biri, evimize en yakın komşumuzdan bile daha yakın bize.

Dünya avuç içi kadar küçülürken, sorumluluklarımız dünya kadar büyümüştür. Kapı kapı dolaşıp hakikati öğrenmek isteyenlerle, internet üzerinde site site dolaşıp hakikati öğrenmek isteyenler arasında fark yoktur. Kapı komşumuza İslam’ın güzelliklerini hem halimizle hem de dilimizle anlatmamız gerektiği gibi, “sanal dünya”daki komşularımıza karşı da aynı sorumluluğumuz var. Hiç şüphem yok ki, eğer biz üzerimize düşeni hakkıyla yaparsak, 21. asır İslam’ın asrı ola­caktır. Ortaçağda matbaanın bulunmasıyla Avrupa “karanlık çağı” atladığı gibi, iletişim ve bilişim teknolojisindeki gelişmeler de karanlık çağını yaşayan insanlığı İslam’ın aydınlığına götürecektir.


 


[1] Post 9-11 attitudes: Religion More Prominent, Muslim-Americans More Ac­cep­ted, Pew Forum on Religion and Public Life Pew Research Center For The Pe­op­le & The Press, http://pewforum.org/publications/surveys/post911poll.pdf

[2] Fewer Say Islam Encourages Violence, Views of Muslim-Americans Hold Steady After London Bombings, Pew Forum on Religion and Public Life Pew Re­se­arch Center For The People & The Press, http://pewforum.org/pub­lica­ti­ons/sur­veys/muslims-survey-2005.pdf

[3] More U.S. Hispanics Drawn to İslam, Christian Science Monitor, 16 Eylül 2006.

 

                

 ©Copyright 2007. All Rights Reserved.